Hayatımın kadınıyla mutlu mesut yaşıyorum. Yazdıklarıma tahammül etmeme gerek kalmadı. Sağlıcakla.

Arkadaş.

http://youtu.be/ydk9WBianNw

Benim için arkadaş dediğin zaman akan sular durur. Hayatımın her döneminde böyle oldu. Her ne kadar yaralarımın çoğu arkadaşlarımın yanında durmaktan gelmiş olsa da bundan gocunmadım. Sanırım yine olsa yine gocunmam.

Hal böyle olunca aynısını bana arkadaş diyenlerden beklerim. Göremeyince de çabuk kaybederim güvenimi. Belki onlar için ufacık bir şeydir o anda fakat benim için arka planda gelişen durum bambaşka olur.

Arkadaşlık çoğu zaman bir taraf seçme durumudur benim için. Arkadaşına karşı iki taraftan yalnızca birini seçebilirsin. Arkadaşın için iyiyi ya da arkadaşın için doğru olanı. Bir de iki arkadaş arasında kaldığın durumlardan birinde isen; geçmişe bakarsın. Tecrübeden yararlanırsın.

Bir tarafa yaranmak için hataya düşmek. İçinde seninle ilgili doğrular dahi barındırsa arkadaşlığınızın değerini hiçe saydığın anlamına gelir. En azından benim için.

Belki dünyada en çabuk güvenen insanımdır, doğrularınızı gördükçe güvenirim. Kolay kolay art niyetli yaklaşmam. Ancak bir o kadar da çabuk kaybederim güvenimi. Belki de “fayda sağlamak olayı”ndan, dünyadaki diğer tüm şeylerden daha fazla nefret ettiğim içindir.

Siz yine de ” yahu ağzımdan kaçmış, ne var bunda” diyedurun. Benim için bir arkadaş olarak değeriniz kalmamıştır.

İyi geceler. 

Etki.

Türküler bir takım diğer müzik türlerinin gerisinde kaldığından mıdır nedir, ne türkü söylemeye cesaretimiz var ne de takatimiz. 

Heyecandan yarısını unuttuğumuz, burnumuzu sızlatan türküleri yine aynı içtenlikle söyleyebilmek dileğiyle.

İki yazı arasına sonsuzluğu sığdırma çabasındayım. Sık aralarla buraya bir şeyler dökülemiyorum. Kendinize dikkat edin.

Not.

Bu gün altı yıllık sarı zarflar içinde barındırdığı geçmişimle beraber yakıldı. Hatalarla dolu geçmişi ve elime tutuşturulmuş alelade geleceği reddediyorum.

Belki tekrar kırılırız, belki de yeniden yere düşeriz. En azından savaşmadık dememek için gerekliydi. 

Yeni gün, senden bir beklentim olmasa da. Gel bakalım…

V.

http://www.youtube.com/watch?v=Z0kGAz6HYM8

Her insan evrende birbirine tek noktada bağlı iki vektör üzerinde durur. Zaman ve mekan… Bu iki vektör bir V harfi biçiminde birbirinden uzaklaşan bir yapıyı oluşturur. İnsan ise bu vektörel bileşimin tam tepe noktasından başlar yürümeye, bazı zamanlar bu yolda mekan sabit dururken zaman çizgisi üzerinde ilerler, bazı zamanlarda ise her ikisinin ortasında inşa edilmeyi bekleyen bir hayatı işler. Yalnızca mekan çizgisi üzerinde yürümek imkansızdır. Rüya dahi olsa hayat yalnızca mekanı sabit kılmanıza izin verir.

İnşa edilen hayatın bir bölümünde, bir başka yerde kendine özgü V sinin üzerinde yürüyen başka bir insanla yollar birleştirilir. Birbirinden uzaklaşan zaman çizgisi zamana, mekan ise mekana tutuşturulur. Zamansal ve mekansal farklılıklar yüzünden elde edilen çoğu zaman bir paralel kenar olur.

Koca bir paralelkenarın iki karşıt ucunda birbirine yürümeye çalışan iki insan…

Yalnızca mekanda duramayacakları gibi, zamanda da durmadan, ikisinin de ilerlemesine izin vererek koca paralelkenarın tam ortasından yürümeye başlarlar. Bu süreçte kendi yollarından sapmaları yahut rotalarında bir takım değişiklikler yapmaları olasıdır.

Paralelkenar büyüdükçe yürünmesi gereken yol uzar. Yalnızca zaman ya da mekana bakılırsa görülecek olan, yürünecek olan yoldan daha uzun bir yük olur. Burada farkedilmesi gereken hiçbir zaman, zaman çizgisinin sonuna gelmeye çalışanın tek taraf olmadığıdır. En az senin kadar, diğer taraf da sana gelmeye çalışıyordur.

Süreç boyunca her iki tarafın hayal kurma yeteneği ellerindeki tek silah olacaktır. Hayal kurmak tüm zaman ve mekanın üzerinde, tüm bu yolu bükmeye yarayan en muhteşem silahtır. Hayal kurmaya başlandığı anda iki tarafın olmadığı, zaman ve mekanın kesiştiği diğer iki noktadan bükülmeye başlar paralelkenar. Mekan ve zamanı yok ederek iki tarafı bir araya getirir. En ufak bir uzaklık hissetmeksizin, daha yakınınızda olamayacak kadar gerçek bir his yaratır. Ta ki eldeki paralel kenar tek bir düz çizgi halini alacak şekle gelene kadar.

Geriye kalan, elde edilen düz çizgide birlikte yürümeye devam etmek olacaktır. Hayal, fiziksel uzaklığın üzerini örterek gerçekliği yaratır. Yürümeye devam etmek için devasa bir kolaylık. Sonsuza dek.

Evrenin kendisi bir hayalin ürünüyken, en büyük yaratıcı gücü kullanmayı reddetmek akıl karı olmayacaktır.

Türkü.

http://www.youtube.com/watch?v=DoPU_PyGS1E

Her bir insan için ayrı ayrı memleketlerde, bilmediğimiz türküler söylendi. Anlamadığımız dillerde, yıllar önce göçtüğümüz diyarlarda, anlamak istemediğimiz kelimelerle tüm acılar anlatıldı, şimdiye kadar. Bir türkü daha var söylenecek. Bu kez kendi sesimden. Dilime şarabın değdiği bir günün gecesinde seslendirilecek. Hayal edilen biçiminden biraz uzakta.

O güne kadar selametle…

Selamlar.

Cümle hayatımızın, geçmiş pişmanlıklarımızın, gelecek kaygılarımızın, bizi bu noktaya getiren yol ayrımlarının, sınıfların, senin, benim, yeni doğan güneşin, alacakaranlığın, aydınlığa çıkışın, tekrar karanlığa gömülüşün, bizim, sizin, gelen fırsatların, kaçırılan fırsatların, kaçırılan yol ayrımlarının, beklemenin, gitmenin, umursamanın, masumiyetin, insanlığın

ve

yorgunlukların. Hepsinin adı yerin dibine batsın.

Saygılar…

"İkiyüzyetmiş"in hikayesi yazılsın.

Mesela.

Az önce içinde çitaların olduğu bir belgesel izledim, anne çita avlanıyor; önce başına akbabalar üşüşüyor, sonra akbabaların orada dolaştığını gören sırtlanlar musallat oluyor çitanın başına. Velhasıl, gönül rahatlığıyla bir yemek yedirmiyorlar çitaya… İzlerken aklıma nedense tumblr geldi, ben de gelip bir sorayım dedim. “nasılsınız?”

Hazırlık.

Düşünceler belli sistemleri etkilemek üzere şekilleniyorlar bir beynin içinde. Yolların ulaşamayacağı noktalara kadar, hatta haritaya dahil olmayı başaramamış kadar soyut mekanlara kadar kök salıyorlar. Gözünüzün gördüğü her noktada bir düşüncenin önceden kalmış iziyle başbaşa kalıyorsunuz. Göremediklerinizin yerini boşlukta bırakmak hiç bir zaman içinizden gelmiyor, bunun yerine düşüncelerle olmayanı oldurup; hiçliğin içinde sizden başkasının bilemeyeceği bir gerçeklik yaratıyorsunuz. Bir şekilde boşluğu dahi zehirleyebiliyorsunuz…

Düşünce dokunduğu bir noktayı eskisi gibi olmaktan alıkoyuyor. Düşüncenin mucizevi dokunuşu ‘şey’leri olduğundan güzel, çirkin, imkansız, cazibeli ya da düşüncenizin el verdiği şekle sokabiliyor. Fakat düşüncelerin sabit kalamaması gibi bir lanet var ne yazık ki. Her yaratıcı gücün sahip olduğu lanet, hiçbir beyazın varolmak için yöresinde olduğu bir siyahlık gibi. Varlığının tamamını lanetine borçlu o da.

Var olmaya başladıkları noktalarda bıraktıkları izler, belki de tortular demeliyim bu noktada… ‘Şey’i dönüştürüyor. Bu şey her ne ise düşünce ile şekillenip kendi metamorfozunu başlatıyor. Nereye dönüşeceğinin iplerini kaçırdığınız anda ise kendi lanetiniz ile başbaşa kalıyorsunuz. Bu virüsü bildiğiniz her yolla dışarı dökerek karanlığından kurtulmak, belki de beyninizde yarattığı basınçtan. Bir çoğumuzun bildiği üzere kapalı sistemlerin artan düzensizliği bir beyne sığabilmekten fazlasıyla uzak…

Çoğu kişi için en basit çıkış yolu konuşmak oluyor. Az önce bahsettiğim gibi hepimizin laneti olsa gerek. Tek bir cümle ile dünyanın tüm düzenini istemsizce farklı bir yöne doğru iteleyebilecek derecede yaratıcı güç… Bunun yerine içe dönüp açığa çıkmaktan uzak bir şekilde, düşüncelerinizle başetmeye çalışıyorsunuz. Beyninizin içinde oluşturdukları yollar üst üste geçmeye başlıyor başlangıçta, örülen labirent iç içe geçmeye başlayarak sıcaklığı ile birlikte yoğunluğu da artmaya başlıyor. Siz direndikçe daha çok yoğunlaşıyor, parmak uçlarınıza kadar. Ardından içe çökme zamanı geliyor, tüm olan biten kendi içinde yutulmak üzere çöküyor yoğunluğuna dayanamayıp. Benliğinizle birlikte yok oluyor her şey, yutma doygunluğuna ulaşıp sıfırlanıncaya kadar her şey. Tüm süreç yeniden başlamak için hazırlanmış oluyor sizin için.

Hazırlık, parmak uçlarımıza kadar gelen hayallerimizi geri itmemek için.  Beynimizin içinde örümcek ağlarıyla kaplanmış düşünce yolları ve fikirler var. Onlara ulaşmak için hazırlık, onlarla savaşmak için hazırlık…

Hepsi için ve parmaklarımızı keskinleştirmek için yazmak gerekiyor. Zamanı geldiğinde hazır olmak için.

İyi geceler.

Hiç.

Bunca oyun yetmedi mi? Tüm dünyanın altını mayınlarla döşeyip elimde fünyeyle bir dağın başına çıkıp bağıracağım tanrıya…

"Ya şimdi bu adaletsizliğe bir son verirsin ya da benimle beraber tüm çocukların ölür!"

Ondan sonra alsın evreni… Neyse, sanırım kırılma noktasındayım. Kendi attığım çığlıkları bile duyamayacak derecede tizleşti sesim. Yeter!