Gamalı Baykuş

  • Archive
  • RSS
  • Soru
  • fikir beyan

Not.

Toplumun içinde olma çabası, toplumun yarattığı kurallara uyma zorunluluğu getirdi. Sınav içine sınav koydu önümüze ve biz daha soruları görmeden salonu terkettik.

  • 5 hours ago
  • 7
  • Permalink
Share

Short URL

TwitterFacebookPinterestGoogle+

Uyku.

Son 72 saat içinde hepi topu 5 saat ancak uyuyabildim sanırım. Birazcık bile uyku arzusu hissetmiyorum.

Dün saat 16-18 arasında iki saat boyunca uyumuşum. Normal şartlar altında bu kadar uykusuzluğun ardından o kısacık uykudan kendi kendime uyanmamam gerekirken bir anda fırladım oturduğum yerden. Ağzım parçalanıyormuş gibi hissettim. Boğazımda bir yırtık varmış gibi…

Açıkcası korkmadım desem yalan olur. Ağzımın içini, boğazımı kontrol ettim, kısmi bir kızarıklık ve sertlik var. Bu sıralar sigarayı azaltmam gerek sanırım. Yoksa dedeme olduğu gibi konuşma becerisini yitirdikten sonraki dönemde yaktığı sigarasından iki nefes çekip hırsla küllüğe basıp işaret ederek lanet okuyacağım sigaraya.

Bir şekilde uyumam gerek.

  • 8 hours ago
  • 8
  • Permalink
Share

Short URL

TwitterFacebookPinterestGoogle+

Not.

Kendimi geliştiremediğim yetmezmiş gibi, günden güne geriye gidiyorum ve bu çok can sıkıcı. 

Buralarda bir imdat! düğmesi olmalı.

  • 8 hours ago
  • 15
  • Permalink
Share

Short URL

TwitterFacebookPinterestGoogle+

Not.

Ya Ankara nın sokakları ben çıkıp dolaşmayalı “gecenin körü gezmeleri” için çok tekinsizleşmiş ya da ben bu gece şanssız gecemdeyim.

  • 3 days ago
  • 4
  • Permalink
Share

Short URL

TwitterFacebookPinterestGoogle+

Durum raporu.

Mezuniyet fotoğrafları yüzünden facebooka giremiyorum. İnsan ister istemez huzursuz oluyor. Kolay değil sonuçta bu gerçekten üç yıldır kaçıyordum, daha ilk yılından uzayacağı belli olan bir okul olunca işin içinde insan türlü kaçışlar yaratıyor kendine. 

Sabah kendime acıdım resmen, gece sabah olana kadar içip türkü söyledik evde… Işıklar kapalıydı, teknolojik aletler de öyle. Bir tek telefonlar sessizdeydi, olur da bir mesaj veyahut çağrı gelir umuduyla. Sesimizi beğenmiş olacaklar ki hiçbir komşu kapıya dayanmadı rahatsız olup…

Sonra sabah oldu, gece boyunca tüm ışıklardan kendimizi saklayan biz doğal ışıktan kaçacak delik bulamayınca iyice kaçtı keyifler. İçtiğimizin de tadını alamamaya başladığımızdan geceyi zoraki sonlandırmaya karar verdik.

Gidip kendi kafamı soğuk suyla yıkayıp kuruladım, kendime gelmek için acı bir kahve yaptım ve yatağıma gidip pijamalarımı giydikten sonra kahvem masanın üzerinde soğumuş ben ise bir havluya sarılıp uyuyakalmışım… Sarhoş adamın kendini ayıltma çabaları bir terslik olmadan yatağa girmesiyle normal bir gün ritüeline dönüşmüş oldu.

Akşamüzeri uyandığımda dünden geriye sadece içi hava doluymuş hissi veren ağır bir kafadan başka bir şey kalmamıştı bana.

Şimdi düşünmem gereken bir şey var.

Sigaram yok, karnım aç, param yok. Evde karnımı doyurmak için hazırlayabileceğim bir şeyler olsa da karnım doyduktan sonra sigara alacak para olmadığından işler daha cins hale gelecek. O yüzden Maslowun ihtiyaçlar hiyerarşisinde bir alt basamakta kalıp sadece yemeği düşünmek en iyisi belki de… 

  • 3 days ago
  • 9
  • Permalink
Share

Short URL

TwitterFacebookPinterestGoogle+

Not.

Ne diyeyim yani, mantığını devre dışı bırakıp rahat rahat davranabilmek bir size mi ait. Bize biraz fırsat tanıyın.

  • 4 days ago
  • 5
  • Permalink
Share

Short URL

TwitterFacebookPinterestGoogle+

Not.

Faturalar için ayırdığımız parayı biraya yatırmayacaktık.

  • 4 days ago
  • 7
  • Permalink
Share

Short URL

TwitterFacebookPinterestGoogle+

Niteliksiz.

Sabah düşünürken uyuyakalmışım, geceye uyandım. Masa lambam duvara ben masa lambama bakıyorum. Farklı bir anlamı yok, başından beri olduğu yerde duruyor ve hala masa lambası niteliği taşıyor.

Ara ara telefona bakıyorum, beklediğim mesaj ya da çağrı dışında her şey var. Yokmuş gibi davranıp masa lambasına dönüyorum. Bir kaç çağrı var ancak beklediğim nitelikte değil. 

Blogum artık bana bir anlam ifade etmemeye başladı. Var olduğunu biliyorum yani burada durduğunu, ancak beklediğim nitelikte bir şeyler getiremiyorum bloguma, öylece duruyor.

Duyduğuma göre satılmışız, pek bir önem arz etmiyor açıkcası, bu boş alanı daha verimli bir şey olarak kullanmaya kalkarlarsa da darılmam. Sonuçta satın alan ben değilim, bedelini ödeyen ben değilim. Satan da değilim, onu bu noktaya getiren de ben değilim.

Sonuçta alanın da satanın da kendine göre haklı sebepleri var. Her iki taraf da maddi tatmine ulaştıysa, benim bu konu hakkında söyleyeceğim herhangi bir şey, bekledikleri nitelikte olmayacağından bir şey ifade etmeyecek.

Susmak iyidir. Daha fazla saçmalamadan, bir tarafları kırıp dökmeden var olan enerjini doğaya daha faydalı bir işe yöneltmek tüm insanlık adına en iyisi olacaktır belki de.

Gece uzun, gece zor, işimiz var…

Bunca saçmalığı okuyana selam olsun. Selametle…

  • 4 days ago
  • 6
  • Permalink
Share

Short URL

TwitterFacebookPinterestGoogle+

Ansızın.

Öldüğümüzün farkına varanlar olmuş. Bir gece vakti diyorlar, aniden oldu. Sonra baktığımızda… Bitmişti işte.

Belki iyi bir arkadaş olamadı bize ya da ne bileyim işte. Hani denmez arkasından ama… Kendi kendineydi, faydası dokunmuyorsa kesin zararlıdır diye düşünürüz ya biz, öyle. Fazla konuştum ben, susayım biraz. 

Yokoluş ve varoluş her ne kadar birbirinin zıttı olarak eşit görünseler dahi, dünya üzerine düştüğü andan itibaren insan yokoluşu gözardı etmeye başladı. 

Yoktan var olmak ya da vardan yok olmak… Ne kadar dengeli buradan bakınca. Ancak varoluşa sıkı sıkıya sarılmış insanoğlu kendi varlığını sürdürebilmekten başka bir kaideye sahip olmadığından olsa gerek, yokoluşun değerini azalttı. Belki iki gün belki evine dönene kadar sürdü acısı yokoluşun.

Kim bilir belki insanoğlu olarak ilk ayağa kalkışımızda düşürüp kaybetmiştik insan olmayı. Uyku düzensizliği gibi düzensiz bilincimiz, bir bölümümüz uyanırken diğerlerimiz uykuya yenik düşüyor yorgunluktan. Bir türlü hep bir anda uyanmayı beceremiyoruz. Belki de uyuyor numarası yapıyoruz uyanmış halimizle. İçimizde barındırdığımız varlığımızı sürdürme kaygısıyla farkedilmemeye çalışarak. 

Belki de sorulması gereken soru varlığımızı böyle sürdürmemizin ne anlamı var? dır… Yaşamak ama nasıl? Belki Nazım Hikmet’ in dediği gibi “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür. Ve bir orman gibi kardeşçesine” 

“Felaketler yaratan doğanın kendisi ise biz nereye saklanacağız” diyordu Pompeii kralı. Doğanın yarattığı en büyük felaketin, doğanın kendisine verdiği en büyük cezanın biz olduğunu unutarak belki de.

Sadece iyiyi, işe yarayanı, güçlüyü kendine saklayıp geri kalan çocuklarını yiyen bir yuva. Bu kadar gaddar olmamıza sebep… Yokoluşun acısıyla kahrından ölenler çoktan o yokoluşun tadına varmış olmalılar. 

Bilinçli bir şekilde farkında olmasak da beyninin kullanamadığın büyükçe bir bölümü süregelen milyonlarca yıllık mirasın kalıntılarıyla seni bu kahırdan alıkoyacak. Yarın işine döneceksin bir şekilde ve “kendi kendine bir insandı işte, zararı yoktu ama faydası da yoktu” diyecek beynin sana. 

Tekrar gülmeye başlamazsan güçlü olmazsan doğanın seni yutacağını bilmekten korkarak daha fazla güleceksin belki. Sonuçta en güçlü sensin değil mi? Sen varolmalısın. Hem de sonsuza kadar…

Kim bilir. Belki sen bu kilidi kırmışsındır. Varoluşla yokoluşu aynı çizgi üzerine getirmişsindir. Bunun sonuçlarının ağır olduğunu da hissediyorsundur belki en derinlerinde. Ancak diğerlerinin olduğu kadar seni de ayakta tutan bir şeyler olmalı. İnsanlık gibi..

Uyanıp kendi insanlığının ölümünü bir başkasıymışçasına anlatmazsın diğerlerine belki. Acı içinde kıvranıpta buna son gücüne kadar direnenlere selam olsun.

  • 1 week ago
  • 8
  • Permalink
Share

Short URL

TwitterFacebookPinterestGoogle+

agahnadir:

Bu Memleket Bizim/Davet

Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim!

Bilekler kan içinde, dişler kenetli
ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzeyen toprak
Bu cehennem, bu cennet bizim!

Kapansın el kapıları bir daha açılmasın
yok edin insanın insana kulluğunu
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine
Bu hasret bizim!

                              - Nazım Hikmet        

Gerçekten güzel yorumlamışlar…

  • 1 week ago > agahnadir
  • 18
  • Permalink
Share

Short URL

TwitterFacebookPinterestGoogle+
Page 1 of 30
← Newer • Older →

About

Yazdıklarıma tahammül edemiyorum.

gTalk: tolgaszr@gmail.com

Twitter

loading tweets…

  • RSS
  • Random
  • Archive
  • Soru
  • fikir beyan
  • Mobile
Effector Theme by Pixel Union